"Sene 2001`di. Mor Çatı`nın
tazecik bir gönüllüsü olarak kadın hareketine
katılmıştım. Mor Çatı`daki kadınların politik
deneyimleri ve vakfa danışmaya gelen kadınlardan
bire bir dinlediğimiz şiddet hikâyeleri… Geçmişin
geçmişliği ile bugünün olanaksızlıkları içinde
kıvranırken kadın hareketinin bir parçası
olduğumuzu daha fazla duyumsuyorduk. Bir yandan
nasıl olsa bir yere dokunur diye düşünerek en ufak
işlere bile girişiyor, bir yandan da
yaşadıklarımızı anlamlandırmak için kitaplaşmış
deneyimlere ve teori kitaplarına bakıyorduk.
Feminizmi hayatın içinde canlandırmanın ve bir
feminist olarak yaşamanın zorluğu ve
yalnızlaştırıcı etkisinden olsa gerek, bir noktada
okuma süreçlerimizi buluşturmak istedik. Kısa bir
dönem sürdürebildiğimiz okuma-tartışma
gruplarımızda birkaç tanesi dışında okuduklarımız
bir türlü yaşadıklarımıza, ne kendi hayatımıza ne
de politik sürecimize denk düşebiliyordu. Ya çok
çeviri, ya çok akademik ya da çok sloganvari
kalıyordu. Türkiye`de çok sevilen istatistikler
bize pek konuşmuyordu. Şimdi o gruptaki bir kadın
olsam 'hadi biz yazalım' derdim. O zaman hiç
aklıma gelmeyen bu öneri şimdi de ne kadar zor
gözüküyor!
Üniversitede, bölümden bir
arkadaşımla cinsellik üzerine çeşitli araştırmalar
yapmaya başladık. Katıldığımız çeşitli seminer,
atölye vb. çalışmalar sayesinde feminist yöntemle
tanıştık: kadınların hayatlarından çıkarsadıkları
bilgileri bulup çıkarmak gerektiğini, bu bilgileri
ararken kendi sınır ve imkânlarımızı da
keşfedebileceğimizi, şiddetin dışlayıcı/öteleyici
olmakla başladığını, feminizmin tam da bu noktada
farklılıkları kucakladığını öğrendik. Böylesi bir
güçle cinsellik gibi bol duvarlı bir konuya
giriştik. İrili ufaklı çalışmalarımızı mezun
olduktan sonra 'Bizim Bedenlerimiz, Bizim
Cinselliklerimiz' (isim benzerliği tamamen bir
rastlantı!) adlı projede bir araya getirip
geliştirdik. Projede farklı illerde kadınlarla
birebir çalışmalar yapan bir takım kadın
örgütleriyle cinsellik üzerine atölye çalışmaları
gerçekleştirdik ve sonucunda da 'Cinsellik
Atölyesi Kolaylaştırıcı Elkitabı' adlı materyali
yazdık. İşte 'Bedenim ve Ben' ile bu aşamada
karşılaştık.
'Bedenim ve Ben'ın Türkçe
Çeviri ve Adaptasyon Projesi Danışma kuruluna
katılma isteğim benim için çok önemli ve öğretici
olan bu iki sürecimi sürdürme ihtiyacım ve
isteğimden kaynaklanıyor. Proje sürecinde ve
elkitabını yazarken kendi cinselliklerimizden ve
bedenlerimizden ne kadar ayrı düştüğümüzü
görmüştük: ne tıbbi terminoloji, ne ataerkil dilin
küfürleri bizi ifade etmiyordu. İşte bu yüzden
feminist bir perspektifle şekillenen ve böylelikle
(tıp, sosyoloji, etnografi, vb. gibi farklı
disiplinlerden yararlanmasıyla) kendi içinde bir
çoğulluğu kucaklayan bu esere destek vermek bence
çok önemli. Ayrıca, yine bir feminist olarak,
Türkçe`ye adapte edilmiş kaynak metinler kadar o
metinleri üretecek kolektif enerjiye de ihtiyaç
duyuyorum. Projede bir kurulla çalışacak olmak bu
açıdan da oldukça heyecan verici. Bugünün içinde
bir tarih yazma çabası olarak görüyorum
kitabımızı, hem de vakit artık çok geç
olmamışken…"